KÖTÜLÜK İÇGÜDÜSÜ, BENCİLLİK VE MENFAAT…
İçgüdülerimizi akılla, bencilliğimizi empatiyle, menfaatimizi vicdanla dengelemeyi öğrenmeliyiz .Başkasının hakkını da kendi hakkımız kadar önemsemeliyiz.

Sabah kalkıyoruz, televizyonu açıyor ya da gazetelere göz atıyoruz. Daha günün ilk saatlerinde birbirinden kötü haberlerle karşılaşıyoruz. Bir cinayet, bir şiddet olayı, bir dolandırıcılık, bir haksızlık… İçimizden “Of, yine mi?” diyoruz. Tam o sırada okula gidecek çocuğumuz bir şeyler anlatmaya başlıyor. Dinledikçe içimiz daha da kararıyor. Çünkü artık haberlerde gördüklerimiz yalnızca uzaklarda yaşanan olaylar değil; sanki hayatımızın, mahallemizin, hatta evimizin içine kadar girmiş durumda.
Oysa biz böyle değildik. Güler yüzlüydük, birbirimize selam verirdik. Mahallede, sokakta, iş yerinde küçük davranışlarımızla bile fark yaratırdık. Komşunun derdini kendi derdimiz sayar, birinin başına gelen kötü bir olay karşısında kayıtsız kalamazdık. Birbirimizin eksiğini tamamlar, sevincini paylaşırdık.
Ne zaman, nasıl biz bu hâle geldik?
Son yıllarda bir kartopunun çığa dönüşmesi gibi büyüyen bir bencillik, çıkarcılık ve kötülük dalgasının içinde bulduk kendimizi. Elbette insanlık tarihi boyunca kötülük vardı. Ancak bugün bizi asıl düşündüren, kötülüğün sıradanlaşması, çıkarın ahlakın önüne geçmesi ve insanların başkasının yaşadığı acıya karşı giderek duyarsızlaşması.
Peki, bu değişimin arkasında ne var?
Biraz irdelediğimizde karşımıza birbirini besleyen üç önemli kavram çıkıyor: Kötülük içgüdüsü, bencillik ve menfaat.
İçgüdü, insanın doğasında bulunan, yaşamını sürdürmesini ve kendisini korumasını sağlayan temel dürtülerden biridir. Hayatta kalmak, sahip olduklarını korumak, ihtiyaçlarını karşılamak… Bunlar doğanın insana yüklediği özelliklerdir. Hayvanlar dünyasında bu davranışlar yaşamın doğal bir parçasıdır. Ancak insanı diğer canlılardan ayıran en önemli özellik aklı, vicdanı ve iradesidir. İnsan, içinden gelen her dürtünün peşinden gitmek zorunda değildir. Onu insan yapan, bu dürtüleri kontrol edebilmesidir.
Bencillik ise insanın dünyayı yalnızca kendi penceresinden görmeye başlamasıdır. Kendisini merkeze koyar, başkasının hakkını, emeğini, acısını ve beklentisini önemsemez. Empati duygusu zayıfladıkça başkasının kaybı önemsizleşir. Hatta kimi zaman bir başkasının mutsuzluğu, kendi kazancının bedeli olarak görülür. İşte toplumsal çürümenin başladığı yerlerden biri tam da burasıdır.
Menfaat ise bencilliğin çıkar hesabına dönüşmüş hâlidir. Para, makam, güç, itibar veya kişisel rahatlık uğruna her şeyin mubah sayılmasıdır. İnsan, çıkarı söz konusu olduğunda dün savunduğu değerleri bugün bir kenara bırakabiliyor. Haklı olmak yerine kazançlı olmayı, dürüst olmak yerine işine geleni yapmayı tercih edebiliyor. Üstelik bunu yaparken kendisine türlü gerekçeler de üretebiliyor.
Bir düşünün; bugün yaşadığımız pek çok haksızlığın, adaletsizliğin, güven kaybının ve toplumsal huzursuzluğun temelinde bu üçlünün izlerini görmüyor muyuz?
Trafikte birbirine yol vermeyenlerden, işinde başkasının emeğini sömürenlere; makamını kişisel çıkarı için kullananlardan, en yakınındaki insanı menfaati uğruna yarı yolda bırakanlara kadar uzanan geniş bir tablo var karşımızda. Küçük çıkarlar uğruna büyük değerleri kaybediyoruz. Bir adım öne geçmek için başkasını geride bırakmayı başarı sayıyoruz.
Daha da acısı, çocuklarımız bütün bunları görerek büyüyor. Evde, sokakta, okulda ve ekranlarda karşılaştıkları davranışlar onların dünyasını şekillendiriyor. Biz onlara dürüstlüğü, paylaşmayı, saygıyı ve hakkaniyeti anlatırken yetişkinlerin tam tersini yaptığı bir ortamda hangi değeri ne kadar öğretebiliriz?
Unutmayalım, çocuklar söylediklerimizden çok yaptıklarımızı örnek alırlar.
Elbette bütün bunların sorumluluğunu yalnızca bireylere yüklemek de doğru değil. Aileden eğitime, siyasetten medyaya, çalışma hayatından adalet sistemine kadar toplumun bütün kurumlarının bu değişimde payı var. Dürüstlüğün değil kurnazlığın kazandırdığı, liyakatin değil yakınlığın öne çıktığı, hak aramanın değil güçlü olmanın sonuç aldığı bir düzen, zamanla insanın değer yargılarını da aşındırır.
Peki, çıkış yolu yok mu?
Var elbette. Ama önce kendimizden başlamalıyız.
İçgüdülerimizi akılla, bencilliğimizi empatiyle, menfaatimizi vicdanla dengelemeyi öğrenmeliyiz. Başkasının hakkını kendi hakkımız kadar önemsemeli, gücümüz yettiğinde değil, her koşulda doğru olanı yapabilmeliyiz.
Çünkü kötülük yalnızca kötülük yapanların varlığıyla büyümez; iyilerin susması, haksızlık karşısında başını çevirmesi ve zamanla alışmasıyla da büyür.
İnsan olmak, yalnızca kendi hayatını yaşamak değildir. Bir başkasının hayatına zarar vermeden, onun hakkını gözeterek yaşayabilmektir. Toplum olmak da aynı sokakta, aynı şehirde, aynı ülkede yan yana yaşamaktan ibaret değildir; birbirimizin varlığına, hakkına ve onuruna saygı duyabilmektir.
Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey, kaybetmeye başladığımız o eski insanlık duygusunu yeniden hatırlamaktır.
Çünkü insanı insan yapan, ne kadar kazandığı değil, kazanmak uğruna nelerden vazgeçmediğidir.
Yorumlar
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Giriş Yapİlginizi Çekebilir

ABD’de oto yıkama otomatına 500 bin dolar yatırdı: Bir günlük kazancını paylaştı
ABD’de oto yıkama otomatına 500 bin dolar yatırım yapan bir adam, işletmesinin bir günlük kazancını paylaştı. Görüntüler sosyal medyada ilgi gördü.

New York'ta Broadway boyunca 24 bin adımlık keşif: Tarihi rotanın bilinmeyenlerini anlattı
New York'ta yaşayan sosyal medya kullanıcısı, Broadway boyunca gerçekleştirdiği yürüyüşte caddenin tarihi ve mimari güzelliklerini anlattı. 24 bin adım attığı rotayı takipçilerine de tavsiye etti.

ABD'deki markette gördükleri karşısında şaşkına döndü: Her şeyi dilimlemişler!
ABD'deki bir markette meyve ve sebzelerin önceden soyulup dilimlenerek satışa sunulmasına şaşıran sosyal medya kullanıcısı Sadullah Ecer, Amerikalıların tembelliğini eleştirerek o anları takipçileriyle paylaştı.